• errufai.com
  • errufai.com
  • errufai.com
  • errufai.com





KUTSAL TOPRAKLAR

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBügün23
mod_vvisit_counterDün934
mod_vvisit_counterBu Hafta4451
mod_vvisit_counterBu Ay23583
mod_vvisit_counterTüm Günler1496925
KERAMETLER
     ERZİNCAN ÇAYIRLI PÜLK KÖYÜ

Seyyid Hacı Mevlüt Baba’yı, Erzincan Çayırlı’ya bağlı birkaç köyden davet ederler. Mevlüt Baba da gitmeden önce o gece istihâreye yatar. Gece rüyâsında Çayırlı’ya bağlı Pülk köyünün câmisinde bulunur. Câmide kürsüde siyah ciltli bir kitap vardır. Arasına kâğıt ile işâret konmuştur. Mevlüt Baba, kürsüye çıkar. Kitabı işâretli yerden açarak vaaz etmeye başlar. Kürsünün etrafında yılanlar başlarını çıkarmış kendisine doğru bakmaktadır. Köyün imâmı da yılanları tutarak Mevlüt Baba’nın üzerine atar. Mevlüt Baba da yılanlara şöyle der:

“Sizde zehir yoktur. Sizler zehri bizden alıyorsunuz”.

Ve atılan yılanları elinin tersiyle vurarak parçalar. Mevlüt Baba, uyandığında Mustafa Baba’ya hitâben şöyle der:

-“Mustafa! Diğer köylere gidelim ancak Pülk köyüne gitmeyelim. Çünkü orada bize sözlü saldırıda bulunacaklar”.

-“Baba! İmtihan olmak benim çok hoşuma gider. Dolayısıyla gidelim” der.

Beraber hazırlanarak Çayırlı ilçesine giderler. Oradan da, Mevlüt Baba’nın mürîdi Hasan Hüsnü Bey’in daveti üzerine Pülk köyüne giderler. Namazdan sonra cemaatten bazıları Mevlüt Baba’yı kürsüye davet ederler. Kürsüde rüyâsındaki gibi siyah ciltli Arapça bir kitap vardır. Ve arasında bir yere kâğıtla işâret konulmuştur. Mevlüt Baba’dan işâretli yeri açıp okumasını ve anlamını söylemesini isterler. Mustafa Baba öne atılarak:

“Babam yaşlıdır. Müsaade edin ben îzâh edeyim” der ve işâretli yeri açarak okuyup anlam vermeye başlar. Bir müddet sonra Mevlüt Baba:

“Mustafa! Yeter, biraz da ben anlatayım” der ve kürsüye çıkar, biraz da kendisi anlatır. Daha sonra cemaatten, tarikatla ilgili çeşitli sorular sorulur. Mevlüt Baba da bunları cevaplar.

Dönemin meşhur medrese âlimi Ali hocanın talebelerinden, köyün imâmı Mevlüt Baba’ya itiraz ederek tarikatın İslâm’da yeri olmadığını ve zikrin de hoş karşılanmadığını söyler. Mevlüt Baba da tarikat ve zikrin İslam’daki yerini âyet ve hadislerle açıklar. İknâ olan cemaat, Mevlüt Baba’dan zikir yaptırmasını ister. Ancak imâm, buna karşı çıkarak:

“Ben burada zikir yaptırmam” der.

Bunun üzerine Mevlüt Baba’nın mürîdi olan Hasan Hüsnü’nün amcasının oğlu, imâma dönerek:

“Âyet dediniz, okudu. Hadis dediniz, okudu. Daha niye karşı çıkıyorsunuz” der ve imâma bir tokat atar. Ve imâm yolun kenarındaki su kanalına düşer. Mevlüt Baba’yı davet eden Hasan Hüsnü Bey o ana kadarki sessizliğini bozarak imâm ve imâma destek veren arkadaşlarına:

“Beni dinleyin ben on iki yıldır bu zattan dersliyim. Biliyorsunuz benim maddî durumum iyi olduğu halde birçok şeyi terk ettim. Şimdi bu yaptığınız edepsizlik nedir. Bana çabuk tüfeğimi getirin ve kimse de bir yere ayrılmasın” diyerek kızgınlığını belirtir.

Köy Karadeniz tarafından gelen insanların bulunduğu bir yerdir. Ve hemen herkeste silah bulunmaktadır. Ortalık karışır. Bunun üzerine Mevlüt Baba ve Mustafa Baba’yı câmi içerisine alırlar. Ortam sakinleştikten sonra dışarı çıkarlar. Böylece rüyâ gerçekleşmiş olur. 

 

Hızır ve İlyâs’ın Mevlüt Baba’yı Ziyareti:

 

Bir gün akşama doğru iki zat gelerek Mevlüt Baba’yı sorarlar. Ancak Mevlüt Baba’yı sormadan önce İlyâs Hızır’a Mevlüt Baba’yı nerde bulabileceğini sorar. Hızır da Mevlüt Baba’yı göstererek: “Özüdür, özü!” der. Mevlüt Baba da: “Evet benim” diyerek onları evine davet eder. Sohbet edilir. Sofra kurulur. Hızır ve İlyâs ellerindeki kaşıklarıyla yemeklere uzandıkları halde, kaşıkları boş bir şekilde ağızlarına götürürler. Yemek de eksilmez. Mevlüt Baba, buna hayret eder. Ancak misafirleri alınmasın diye bir şey de sormaz. Daha sonra Mevlüt Baba’nın eşi Fadime Hanım içeri girerek adamlara döner ve:

“Siz iyi kimselere benziyorsunuz. Çocukları Talip ve Yakup Baba’yı göstererek: “Benim çocuklarım yaşamıyor. Bunlara birer muska yazar mısınız?” der.

Misafirlerden birisi, eline kâğıt-kalem alarak muska yazmaya başlar. Ancak Mevlüt Baba, bakar ki kelimelerin ilk harfleri yazıldığında diğerleri otomatik olarak yazılmaktadır. Buna fevkalâde hayret eder. Daha sonra, gelen misafirlerin sıradan insanlar değil de Hızır ve İlyâs olabileceğini tahmin ederek evini gezdirir. Onlar da evin ambarındaki un, yağ ve şeker gibi gıda maddelerine ellerini sürerek bereketli olması için dua ederler. O günden sonra, eve birçok gelip giden olduğu halde bu ürünler hiç tükenmez.

Daha sonra evden dışarı çıkarlarken biri diğerine: “Sen şarka ben de garba gidelim” der.

Mevlüt Baba birisini alarak yolcu etmek üzere köyün alt kısmına doğru ilerler. Vedalaştıktan sonra birkaç adım giden misafiri râbıta yaparak “hûû” der ve âniden gözden kaybolur.

Diğerini yolcu etmek için geldiğinde onu da yerinde bulamaz, çevrede bulunan insanlara sorduğu halde hiç kimse, yabancı birini görmediğini söyler. Oysaki kısa sürede yürüyerek ayrılması ve kimsenin görmemesi mümkün değildir. Bu aşamadan sonra gelenlerin Hızır ve İlyâs olduğundan emîn olur.

 

Not:Çayırlı köyü nün tamamı ve Hızır ve ilyas vakasının bir kısmı h.Talip babadan alınmıştır.

 


www.errufai.web.tv

 

Bir Ayet

Sure: Rum (30)
Ayet :8
   أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فِي أَنفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَإِنَّ كَثِيراً مِّنَ النَّاسِ بِلِقَاء رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ
30.Onlar kendi içlerinde bir muhasebe yapmayı hiç bilmezler mi? Allah, gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi (deruni) bir anlamdan ve (kendi belirlediği) bir zaman sınırından yoksun yaratmış olamaz: fakat, çoğu kimse, sonunda Rablerine kavuşacak