• errufai.com
  • errufai.com
  • errufai.com
  • errufai.com





KUTSAL TOPRAKLAR

NAMAZ VAKİTLERİ

HANGİ TAKVİMİ KULLANIYORSUNUZ ?
 
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBügün78
mod_vvisit_counterDün301
mod_vvisit_counterBu Hafta3529
mod_vvisit_counterBu Ay14900
mod_vvisit_counterTüm Günler1695783
ZIKRULLAH AYET VE HADIS

SEYYİD HACI AHMET BABA TÜRBE AÇILIŞ VE ANMA PROĞRAMI VİDEOSUNU ERRUFAİ.WEB.TVDEN  İZLEYEBİLİRSİNİZ

ZİKRULLAH HAKK AYET VE HADİSLER

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ

Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn (tekfurûni)

Öyle ise Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Ve Bana şükredin ve Beni inkâr etmeyin.

Kelime itibarı ile zikir: anmak, yâd etmek, hatırda tutmak demektir. Istılahi manada zikir: Yaratılan tüm varlıklar yaratıcısını şanına yakışır bir şekilde anması demektir. Diğer bir ifade ile her yaratılan varlığın kendi lisanları ile Allahın azametini (büyüklüğünü) anması demektir. Yaratılanlar içinde insan üzerinden hadiseyi ele alınca iki türlü düşünmek mümkün…

1-İnsan ibaresi olumsuz manada nisyan (unutmak) menşeindendir. Halk arasında yaygın bir darb-ı mesel vardır. Hatırlayalım. “Hafızayı beşer nisyan ile malüldür”  buradan hareketle gaye unutulanı hatırlamaktır. Yani ervahı ezelde elest bezminde ruhların Rabbimize verdiği sözü hatırlamak…

Rabbimiz henüz vücut giyinmemiş ruhlara “elestü bi rabbüküm” hitabı ile sorunca ruhlarda Kuranı Kerim, araf sursinden öğrendiğimize göre   “kalu bela ente rabbuha” demek suretiyle “evet rabbim hiçbir hammaddemiz olmadan bizleri yoktan var eden, kanunlarımızı koyan, bizleri koruyup kollayan sensin” demişler. Zira ruh öyle sırlı bir varlık ki geldiği yerden yani arşıâlâdan bir bilgi getirmediği gibi beden kafesinden sıyrıldıktan sonra gittiği yerden de haber göndermemektedir.

2-İnsan kelimesi ünsiyet kökündendir. Yani uyum sağlayan demektir.  Buradan hareketle zikirin olumlu yüzü unutmamak üzere hatırda tutmak demektir. Medresenin temel eğitim kitaplarında bir tavsiye olarak: “et tekraru ahsen velevkane yüzseksen” tekrar güzeldir, velev ki yüz seksen kez olsa bile… Çünkü tekrar konunun ve bilginin hafızadaki yerini kuvvetlendirir ve aynı zamanda hafızayı besler.

Kardeşler!

Rabbimiz dinimizin temel kaynağı olan Kuranı Kerim, Bakara suresi 152. ayeti kerimede:  “Fezkuruni ezkürküm veşkuruli vela tekfurun” diye emir buyurmaktadır. Ruhlar âlemindeki ahdi misakımızı (büyük yeminimizi hatırlatarak)Artık beni zikredin ki bende sizi zikr edeyim. Günlük yaptığımız işler manasında mes’uliyetini üstlenip mümessili olduğumuz ailemizin rızkını helalinden kazanma hususunda yaptığımız hayırlı her iş bir zikirdir. Evin hanımının sabahın erken saatinde kalkıp işe gidecek kocası ve okula gidecek çocuğu için yaptığı hizmetler birer zikirdir. Çocuğun istikbalini kazanma hususunda şimdilik mukalliten sorumluluk alınca muhakkiken yaptığı tüm gayretler birer zikirdir.

Ayeti kerimenin devamında: “Verdiğim nimetler karşısında sakın nankörlük etmeyin” diye mealen buyurmaktadır. Rabbimizin bizlere verdiği nimetler elbette sınırsızdır. Ancak örnek teşkil etmesi babından birkaç tane sayalım.

Saçlarımız, kaş kirpik ve sakallarımız aynı kandan beslenip, aynı havadaki oksijeni solurlar. Saç ve sakallarımız uzarken kaş ve kirpiklerimiz hep sabit kalırlar. Bu rabbimizin denge gücünün bir ispatıdır. Boğazımızda adına dilcik dediğimiz bir organımız var… Adeta trafik polisliği yapmakta... Yemek yerken nefes borusuna kapan, yemek borusuna açıl der. Tersi durumda (konuşma ihtiyacımız olunca) yemek borusuna kapan nefes borusuna açıl der. Hiç hata yapmaz. Oysaki bir trafik polisi yıllar süren uzun bir eğitim almasına rağmen yinede tam ve noksansız görev ifa edemez. Midemiz mükemmel bir separatör (öğütücü ve ayrıştırıcı) görevi yapar. Gözün ihtiyacını göze, kulağın ihtiyacını kulağa, saçın ihtiyacını saça, kemiğin ihtiyacını kemiğe… İla ahir... Hiç hata yapmaz. Şayet yapacak olsa vücut kimyamız alt üst olur.

Çevremize bakarsak her tonu ile bunca renk, gözlerimiz için… Her perdeden ses ahengi kulaklarımız için… Bu kadar değişik tatlar ve lezzetler ağzımız ve midemiz için… Kısaca nebatat (bitkiler),  vahşisi ve evcili ile hayvanat, zahir âlimlerinin cansız diye ifade ettiği biz tasavvuf erbaplarına göre cemadat,  Kur’an-i bir ifade ile onlarda zi hayat, zi şuur ve zi kuvvettir. Bilenler böyle ifade ederken bilmeyenlerde cansız varlıklar diyorlar. Yani cansız diye ifade edilen varlıklar hayat sahibidir, şuur sahibidir ve kuvvet sahibidir. Her varlık yaradılış gayesine uygun Rabbini zikir eder.

Tüm bu nimetler insan içindir. Ya insan kim içindir? Hiç şüphesiz ki Allah (cc)’ü içindir. Çünkü Rabbimiz Kuran’daki kendi zatına özgü ilahi beyanı ile Zariyat suresi 56. ayeti kerimede “vema halektül cinne vel inse illa li yabüdun.”“Cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım.” Li yabidun ibaresi altında bir incelik var. Onu izah edelim. Asrısaadetten bu yana insanlığın irfan hayatını kesilmeyen gür bir ırmak gibi besleyen, peygamber (sav) efendimizin: “dehalardan bir deha” diye Müslüman dünyasına takdim ettiği Abdullah ibni Abbas. Liyabidun kelamının altındaki maksat “li yarifundur”  “bilsinler diye” buyurmaktadırlar.  Çünkü ibadeti yapmak için önce farzını vacibini sünnetini bilmek lazımdır. Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?  Elbette hayır… O zaman, bilgininde izzetini korumak lazım…

Şimdi zikir konusunda Rabbimizle konuşalım. Rabbimiz Kuranda bize“fezkuruni ezkurküm artık beni zikredin diye buyurdu. Rabbimizin bize bahşettiği akılla sualin cevabını “hidayet ilkeleri” içerisinde arayalım. Rabbim seni nasıl zikredelim? Cevap. Enbiya suresi 7. ayeti kerimede: “feselü ehlez zikri in küntüm la talemun.” “Ehlinden öğrenmek sureti ile zikredin. Kimdir o ehil olan zatı muhterem? İlahi kelam olan Kuran ve içindeki emirleri beşerin anlayacağı manada insanileştiren peygamberdir o… … Fetih suresi 29. ayeti kerimede Muhammedür resulullah… “Muhammed Allahın resuludur.  Eefndimiz  (sav) Hazretlerinin adı geçmesi hasebi ile aklıma gelen birkaç ayeti kerime daha zikredeyim.

Ahzab suresi 40. ayeti kerimede  “Ma kane Muhammedün ebaaa ehedim mir ricaliküm vela kir resulellahi ve hatemennebiyyin” Ayetin manası “Muhammet (sav) sizin erkeklerinizden hiç birisinin öz babası değildir. O Allahın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur.”  ve iniş sebebi Hz.Zeynep (as) annemizle evlilik meselesine dair.

Evet, Kardeşler! Adı Muhammed (sav) kendi rical yani erkek ve hatemennebi peygamberlerin en sonuncusu… Onun ferdi olarak yapıp ta biz ümmetinin hayatımıza hâkim kılmak üzere hal hareketlerine tavır ve davranışlarına bakalım. Zira rabbimiz bir lütuf olarak Ahzab Suresi 21. ayette “le kad kane le küm fi resulillahi üsvetün hasenetün limen kane yercullahe vel yevmel ahire ve zekerellahe kesira.” “Andolsun! Resulullah’ta sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için, bir “üsve-i hasene” (güzel örnek) vardır.

Tekrar edelim!

Çünkü o ilahi emirleri kendi şahsında bizlere örnek teşkil etmek üzere insanileştirmiştir.

Rabbibmiz ahzab suresi 41 ve 42.  ayeti kerimeler de “Ya eyyühellezine amenüzkürüllahe zikren kesira ve sebbihü hu bükretev ve esila.” Ey iman edenler Allahı çok çok zikredin ve onu sabah akşam tesbih (övünüz) ediniz. Neyi tesbih edeceğiz. Hiç şüphesiz ki Allah’ın (cc) esmai sübhaniyesini tesbih edeceğiz. Peygamberimiz (sav) efendimizin şahsi hayatından birkaç örnek sunalım:

Efendimiz (sav) Hazretleri gece yatağına girdiğinde kabre girer gibi mübarek yüzlerini kıbleye dönmüş sağ tarafına yatarak “İnsanların ve cinlerin şerli olanlardan ve nefsi emarenin şerrinden Allaha sığınarak uyumuşlar. Sabah uyanınca “ruhumu bedenime iade eden Rabbime hamdolsun” diye buyurmuşlar. Uyanan insan ne yapar ihtiyaç gidermek üzere tuvalete gider. Efendimiz (sav) hazretleri önce besmele çekip ardından da kovulmuş cin ve şeytanın şerrinden Allaha sığınmışlar. Def-i hacet yaptıktan sonra “beni eziyetten kurtarıp afiyete kavuşturan Rabbime hamd ederim” diye buyurmuşlar. Kimseden içeceği suyu dahi istememiş. Kendileri doldurduğu bardağını oturduğu yerde iki veya üç yudumda içmiş sonunda hamd etmişler. Yemeklerini bizlere sünnet olarak bıraktığı yer sofrasında sol dizini altına katlayıp sağ dizlerini dik tutarak midelerini üçe ayırmışlar. 1/3 ünü havaya, 1/3 ünü yemeğe kalan 1/3 ünüde suya ayırmışlar. Yemeklerini küçük lokmalar halinde kendi önünden almış ve dudaklarını kapatarak yemişler. Kıyafet ve ayağına giyindiği nalini şeriflerinin tamiratlarını kendileri yapmışlar ila ahir.

Tasavvuf erbaplarının kast ettiği konu içerisindeki zikir yine efendimizi kaynak almaktadır. Allah resulu Hz. Ebubekir (ra) ile Mekke’den Medine’ye hicret ederlerken Sevr mağarasında Hz. Ebubekir (ra):“Ya Rasulullah mağara tabiatı gereği bünyesinde haşere barındırır. Müsaade buyurun önce ben gireyim, emniyet tedbiri alayım zatınızı daha sonra girin.” İçeriye giren Hz. Ebubekir (ra) üzerinde mevcut bulunan hırkasını parçalar ve açık olan delikleri tıkar. Daha sonra efendimiz hazretleri içeriye teşrif ederler. Mübarek başlarını Hz. Ebubekir (ra)’ın göğsüne dayayarak istirahat buyururlar. Açık olan bir deliğe Hz. Ebu Bekir efendimiz ayaklarını uzatır ve deliğin ağzını kapatırlar. Deliğin içerisinde bulunan yılan yaradılış gayesine uygun bir şekilde müsaade ister. Yani Hz.Ebubekir’in ayağını ısırır. Göğsüne başını koyan Allah Resulü rahatsız olmasın diye kendilerini sıkarda tiksinmezler. Isırılmanın acısı ve ıstırabı ile mübarek gözlerinden bir çift damla yaş Allah resulünün gül cemaline dökülür. Uyanınca buyururlar ki “Ya Ebu Bekir dilini damağına yapıştır, bedenin tüm dikkatini kalbine yani gönlüne topla “lailahe illellah” ismi şerifini hafi (gizli) olarak zikir et.” Mekke dönemi henüz Müslümanların ibadetlerini gizli yaptıkları dönemlerdir.

Cehri olarak zikir Yine Allah Rasulünün takdim ve telkini ile Medine döneminde İlim beldesinin kapısı Hz. Ali (kv) Şanlı Peygamberin huzurunda Sahabelerle birlikte oturmaktadırlar. Hz. Ali (kv): “Ye Rasulullah! Anam, babam Sana feda olsun. Hz. Allah’a vuslat (kavuşma) yolunun en yakını ve kullarına en kolayı ve Allah indinde en faziletlisi ne ise bize bildir” diye buyurunca…

Hz. Resul (s.a.v.), Ya Ali yanaş! Dizlerini, dizlerime daya. Gözlerini yum. Benim Vech-i Pâkimi (yüzümü) gözlerinin önüne getir. Söylediklerimi tekrarla: “Fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallah.” Üç defa tekrarladılar. Buyurdular ki; Ya Ali bu zikre devam et!..

Böylece cehri zikir Hz. Rasulullah (sav)’in dudaklarından Hz. Ali (kv) efendimizin kulaklarına ve yine onun dudaklarından müteselsil olarak biz bu asrın yaşayanlarına, bizlerden de kıyamete kadar devam edecektir. İnşallah.

Rabbimiz Ankebut suresi 45. ayeti kerimede  “innes salate tenha  anil fehşaai vel münker” “vela zikrullahi ekber” Burada zikir olarak kast edilen namazdır. Rabbimiz muhakkak ki namaz aşırılıklardan ve çirkinliklerden insanı alıkoyar. Namaz en büyük zikirdir diye buyurmuşlar. Bakınız 5 vakit namazında 3 vakti cehri 2 vakti hafidir. Cuma ve bayram namazları yine cehridir. Hafi zikrin cehri zikirden üstün olduğunu iddia edenleri duyuyoruz. Diyoruz ki bu iddialar yanlıştır. Zira cehrisi ile hafisi ile zikrin her türlüsü makbuldür. Yeter ki zikredilen samimi içten ve riyasız olarak Allah (cc) olsun.

Zikir Allah tarafından Kur’an’da emredildiği için mutlaktır şekli tarif edilmediğinden ancak mukayyed değidir.Her türlüsü makbuldür. En büyük zikir namazdır. Usulsüz vusul olmaz. Usulün kaynağı en başta peygamberimizdir

Seyyidimiz Ahmed er Rufai Hazretleri buyurur ki: Kişi yalnız olduğunda hafi diğer kardeşleri ile bir araya gelince cehri zikr etmelidirler. Rüzgârın ekin tarlalarının başaklarını sağa sola dalgalandırdığı gibi halaka zikrullahtaki Rufai dervişi de sağ elini iki göğüs arasına yani gönlü üzerine, sol elini de yanında bulunan kardeşinin koluna takıp zincir halkaları misali bütünlük oluşturulmalı. Zikredilen esmanın ritmine göre vücut hareket etmelidir. Allah Dostlarından Abdulaziz ed Debbağ: “Zikredenler sağa sola salınırlar, çünkü kutuplar, meleklerin böyle yaptığını görmüşlerdir.” Diye buyurur. Zira her kişi bir damla bütünlük ise bir deryadır. Her beden bir testi içindeki ruh ise testi içindeki sudur. Sen kır testiyi gör bak sular nasıl birleşirde mecrasında akarak derya ya yol alırlar.

Sultanımız devamında buyururlar ki: Zikre devam ediniz. Çünkü zikir, vuslat-ı ilahi için bir mıknatıs, kurb-u ilahi (Allah’a yakınlık) için sağlam bir iptir. Zikrullaha devam edenler, Allah ile hoştur. Allah ile hoş olan, O’na kavuşmuştur. Zikrin kalbe yerleşmesi sohbetin bereketi ile mümkün olur. Çünkü kişi dostunun yolundadır.

Kardeşler zikir hayatın tamamıdır. Çünkü Rabbimiz insan hayatında boşluk bırakmamaktadır. Dikkat buyurun insan ya ayaktadır, ya oturuyordur ya da yatıyordur. Farklı bir pozisyon mümkün değildir. O yüzden Rabbimiz Ali İmran suresi 191 ayeti kerimede “ellezine yezkürunellahe kıyamev ve kuudev ve ala cunubihim ve yetefekkerüne fi halkıssemavatı vel ard. Rabbena ma halekta haza badila… ” O kimselerki Allahı ayakta, otururken ve yanları üzere yatarken zikrederler. Ve göklerin yerlerin yaradılışını tefekkür ederler. Bunları boşuna yaratmadın derler.

 

(Ra’d sursi -28. Ayeti kerimede “Ela bi zikrillahi tedmeinnil kulub “Ayık olun! Kalpler, Allah’ı zikretmekle mutmain olur”.

 

ZİKRULLAH HAKKINDA HADİSİ ŞERİFLER:


1- Ebu Hureyre (r.a)den,Resulullah(sav)'in şövle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Allah (cc)'ın birtakım melekleri vardır ki, bunlar yeryüzünde dolaşıp zikir yapanları araştırırlar. Zikir yapan bir gruba rastlayınca,birbirlerine"geliniz aradığınız buradadır" diye seslenirler ve zikir yapanları göğe kadar kanatları altına alırlar. Gökyüzüne döndüklerinde Allah Teala -aslında her şeyi bildiği halde-onlara-Kullarım ne diyorlar?"diye sorar. Meleklerde O'na;

-"Seni tesbih ve tekbir ediyorlar. Sana hamd ve tazim sunuyorlar. "diye cevap verirler. Yüce Allah onlara;

-"Onlar beni gördiler mi?"diye sorar. Melekler;

-Hayır vallahi seni görmemişlerdir, diye cevap verirler. Allah Teala;

-"Ya beni görmüş olsalardı ne yaparlardı?"diye sorar. Melekler;

-Eğer seni görmüş olsalardı daha çok ibadet ederler,daha çok tazim ve tekbir ederlerdi.

-"Kullarım ne istiyorlar" diye sorar. Melekler;

-"Senden cennetini istiyorlar" diye cevap verirler.

-"Cenneti gördüler mi?" diye sorar. Melekler;
"Hayır vallahi ya Rabbi orayı görmemişlerdir.

-"Orayı görmüş olsalardı ne yaparlardı?"diye sorar. Melelekler de O'na;

-"Eğer orayı görmüş olsalardı oraya karşı daha fazla bir arzu ve özlem duyarlar,orayı daha ısrarlı bir şekilde isterlerdi"diye cevap verirler.
Allah Teala meleklere;

-"Neden bana sığınıyorlar "diye sorar. Melekler;

-"Cehennemden sana sığınıyorlar" diye cevap verirler. Allah Teala ;

-"Onlar cehennemi gördüler mi?"diye sorar. Melekler;

-"Hayır vallahi görmemişlerdir"diye cevap verir.
Allah Teala onlara;

-"Ya cehennemi görselerdi ne yaparlardı?" diye sorar. Melekler;
-"Eğer orayı görmüş olsalardı ondan daha şiddetli kaçar,daha çok korkarlardı"diye cevap verir Bunun üzerine Allah Teala:

" Şahit olunuz ki onları affettim" buyurur.
Meleklerden biri;

-"Onlar arasında falanca kimse var ki, o aslında onlardan değildir.
Şahsi bir amaç için onların arasına katılmıştır"der. Allah Teala o meleğe;

-"Onlar öyle bir gruptur ki,onların arkadaşı kendilerine ihanet etmez" buyurur. Buhari ve Müslim

Abdulbaki BABA

 


www.errufai.web.tv

 

Bir Ayet

Sure: Saffat (37)
Ayet :8
   لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
37.(ki) onlar, (o bilinmeyeni bilmek isteyenler,) yüce sakinler topluluğuna kulak veremesinler ve her taraftan kovulup sürülsünler,